Ağız ve Diş Sağlığı
Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal “Ağız kokusunun nedenleri ve önlemenin yolları” hakkında bilgi verdi.
Sağlıklı bireylerde sabah uyandığında ağızda çirkin bir koku bulunabilir. Bu hoş olmayan ağız kokusu günümüzde gelişmiş toplumlar da dahil olmak üzere bireylerde oldukça sık rastlanılan bir durumdur. Anormal ağız kokusu, sebep olduğu sosyal problemler yanında biyolojik problemlere de neden olabilir. Anormal ağız kokusu bireylerin sosyal yaşantılarında kendilerine olan güvenlerinin kaybedilmesine yol açabilmektedir.
Ağız bakımınıza özen gösterin
En önemli neden ağız hijyeni olduğundan, dil sırtında yerleşik olan bakteriyel birikimleri ortadan kaldırmak önemlidir. Bu nedenle birikim gösteren bakterileri kazıyıcı bir alet ile dil sırtının kazınması oldukça önemlidir. Ayrıca antiseptik gargaralar bakterilerin yeniden birikip çoğalmalarını engelleyebilir. Sakız çiğnemek salyanın debisini ve yapışkanlığını artırarak, dil sırtına yıkama etkisi oluşturur ve bakteri çoğalmasını kısmen engeller.
Çinko içeren gargaralar daha fazla uçucu sülfür bileşikleri bağlar ve bu yüzden ağız kokusu tedavisinde faydalıdır. Uçucu sülfür bileşiklerini bloke eden diğer bir madde sodyum bikarbonatlı diş macundur. Hasta her gün diş fırçalamaya ve bu sırada dilini de fırçalamaya alışmalıdır. Özellikle dil kökünün sert ve güzel olarak fırçalanması gerekir.
Kötü ağız kokusunun kaynağı genellikle uçucu sülfür bileşikleridir
Ağız kokusunda altta yatan sebep çoğunlukla dil çıkıntıları arasına yerleşen bakterilerin oluşturduğu uçucu sülfür bileşikleridir. Kötü ağız kokulu bireylerde bu miktarlar çok daha yüksektir. Dil ucundan, dil köküne doğru gidildikçe bu uçucu sülfür bileşiklerinin miktarı artar.
Ağızda yerleşmiş olan bu bakteriler ağız kokusunun oluşmasında önemli rol oynar. Özellikle dilin en arka bölgesinde yerleşen mikroplar daha fazla koku yapar. Diğer taraftan, fazla sayıda bakteri, kötü hijyen, alkali ortam ve ağızda protein artıklarının bulunması kokuyu daha da artırır.
Ağız kokuları 3 başlıkta incelenir ve hepsinin tedavileri birbirinden farklıdır.
1. Normal ağız kokusu: Her sağlıklı birey sabah uyandığında sindirim kanalında biriken gazlar veya dil sırtında çoğalan bakterilerin oluşturduğu uçucu sülfür bileşikleri sebebiyle ağız kokusu duyabilir. Özellikle proteinden zengin yiyecekler (et, balık, yumurta) daha fazla ağız kokusuna neden olmaktadır. Dil sırtını fırçalamak ve sürekli olmamak şartıyla klorheksidin veya çinko içeren ağız gargaraları kullanmak ve sakız çiğnemek bu durumu azaltabilir.
2. Anormal ağız kokusu: Ağız kokusu olan hastalar diş hekimine ağız kokusu şikayetiyle müracaat etmeyebilir. Ağızlarındaki çirkin kokunun ya farkında değil ya da tolere etmektedirler. Bu hastaların ancak yüzde 25’i diş hekimine müracaat eder. Genellikle ağızlarındaki kokuyu kabullenmişler ve anormal ağız kokusundan farklı bir şikayet ile diş hekimine müracaat ederler. Diş hekiminin uyarısı ile tedavi edilirler. Bazı hastalarda ise kendisinin değil, yakınlarının tespiti söz konusudur. Anormal ağız kokusu ağız içi veya ağız dışı kaynaklı olabilir:
Ağız nedenli olanlar: Ağız kokusunun sebeplerinin %87 si ağız içi kaynaklıdır. Bunların %51’i dil, %32 si diş ve dişeti, %17’si ise bunların karışımına bağlıdır. Çeşitli hastalıklara bağlı oluşan ağız kuruluğu da kötü kokuya neden olabilmektedir.
Ağız dışı nedenler: Bu sebeplere bağlı ağız kokusunun görülme sıklığı %13 olup, bunların %7’si kulak-burun-boğaz kaynaklıdır. Sindirim sistemi kaynaklı olanlar %1 civarındadır. En sık sebepler;
- Kronik bademcik iltihapları,
- Kronik sinüzit, burun polipleri,
- Kronik faranjit,
- Sindirim sisteminde darlık,
- Mide ülseri, helikobakter plori varlığı,
- Reflü hastalığı
- Sindirim kanalındaki iltihabi hastalıklar,
- Karaciğer yetersizliği
- Şeker hastalığı,
- Böbrek yetmezliği, üremi
- Akciğerin iltihabi hastalıkları (bronşektazi, apseler),
- Böbrek yetmezliği
- Sigara kullanımı
3. Psikosomatik ağız kokusu: Böyle hastalarda yakınma olmasına rağmen aslında gerçek bir anormal ağız kokusu yoktur. Böyle hastaları patolojik anormal ağız kokusundan ayırmak zordur.
Tedavi: Tedavi esas olan;
- Ağız hijyenine dikkat
- Nedenin ortadan kaldırılması
- Tedavinin süresi
- Hastanın tedaviye uyumu
- Hastanın tercihidir.
Hamilelik
Yoga, anne adayını anneliğe ve huzurlu bir doğuma hazırlıyor. Yoga, hamilelikte bedensel ve ruhsal sıkıntılara çözüm üretiyor. Yoga’da duruş, nefes alma ve konsantrasyon üzerine kurulu bir teknikle, hamilelik sürecinin bedensel ve ruhsal olarak en iyi şekilde geçmesi hedefleniyor.
Yoga, hamilelik başlangıcından itibaren düzenli olarak yapıldığında kilo alımını en aza indiriyor ve beslenme alışkanlığının düzenlenmesine yardımcı oluyor. Hamilelikte yapılan Yoga’nın anne adayına sağladığı faydaları ve kazandırdıklarını Dr. Neslihan İksit anlatıyor.
Gebelik, erişkin bir kadının başına gelebilecek en güzel şey
Her gebelik ve her doğum kadının yeniden muazzam gücünü ve esnekliğini keşfedeceği bir fırsat. Gebelik süresinde kadın vücudunda fiziksel, hormonal ve psikolojik bir çok değişik meydana gelir. Bebeğin ana rahminde büyümeye başlamasıyla rahim büyür ve ağırlığı artar. Buna bağlı olarak annenin vücut ağırlık merkezi de değişir. Bu durum omurganın doğal yapısını bozar, bel omurlarında ve bacaklarda ağrılara neden olur. Hormonal değişiklikler göğüslerde ve birçok eklemde daha önce hissedilmeyen bazı rahatsızlıklar yaratır. Uzun bir süre fiziksel aktivitelerdeki kısıtlanmalar ve hamileliğe bağlı değişen hormon yapısı kadının psikolojik dengesi üzerinde önemli ölçüde değişimlere neden olur.
Yoga, rahat bir hamilelik dönemi geçirmeyi sağlıyor
Hamilelikte yaşanan değişim sürecini sıkıntılar ve zaman zaman da mutsuzluklarla geçirmek yerine, hamileliğin her anının keyfini çıkarmak için kökleri çok eskilere dayanan yoga denenmeli. Yoga, Sanskrit dilinde birleşme anlamına gelir. Bedenin, zihnin ve ruhun birleşmesi. İyi bir hamilelik dönemi geçirmemiz için bize ait bu üçlünün tam bir uyum içinde çalışması gerekir. Genellikle şehir yaşamı içinde bilinçli bireyler olarak vücudumuzu formda tutmak için spor yapmakta, entelektüel zekamızı geliştirmek için kitap okumakta, sinemaya gitmekte ya da çeşitli araştırmalar yaparız. Ancak ne yazık ki, zavallı ruhumuzu hep ihmal eder onun için pek de bir şey yapmayız.
Dinlenmek, kısa seyahatlere çıkmak bizi bir süre rahatlatır ancak önemli olan bu üçlünün ortak olarak bir şey yapması ve bundan en çok yararı elde etmesidir. Bu da yoga ile mümkün olur. Yoga anne olmak için çıktığınız yolculukta testler, teknoloji ve kafanızda yanıt bulmaya çalıştığınız sorular arasında, huzurlu bir alan yaratmanızı sağlar.
Yoga, yaşam enerjinizi açığa çıkarır
Yoga, yaşam enerjinizi, asanalar (temel duruş biçimleri), pranayama (doğru nefes alma teknikleri), mudra (beyindeki bazı merkezleri uyaran el hareketleri) ve mantra (tekrarlanan sesler) ile açığa çıkarır. Hamileler için hazırlanmış asanalar daha çok kendini tanıma ve içe dönüş teknikleri ile birleştirilmiştir. Sizi anne olmaya ve huzurlu bir doğum yapmaya hazırlar. Pranayama ile doğru nefes almayı öğrenir ve akciğer kapasitenizi artırmayı dolayısıyla daha çok oksijenlenmeyi sağlar.
Yoga, vücudu güçlendirmenin yanında çakra sistemini uyarır ve dengeler
Yoga yapıldığında basit şekliyle yapılmış bile olsa, sadece vücudumuzu fiziksel olarak güçlendirmekle kalmaz aynı zamanda çakra sistemimizi de uyarır ve dengeler. Çakra “çark” kelimesinin Sanskrit dilindeki karşılığıdır. Çakralarınızı, vücudunuzun her yerinde bulunan, her biri sağlığınız, mutluluğunuz ve kendinizi iyi hissetmeniz için önemli olan ve belirli bir enerjiyi yayan çıkrıklar olarak düşünün. Asanalar uygulanırken bu enerjiler açığa çıkar ve kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız. Aynı zamanda bedenimizin dışında bir eldiven gibi bizi saran enerji bedenimiz olan auramızda kuvvetlenmeye ve kalınlaşmaya başlar. Başlangıçta bu durum şehri düşmanlardan koruyan bir sur gibi, bizi dışarıdan gelen ruhsal travmalara karşı korumaya başlar. Artık eskisi gibi her şeye alınan, çabuk kırılan ve pes eden duygularımızdan kurtulup daha güçlü olmaya başlarız. Zaman içinde bu travmalar artık bizi hiç etkilemez bir hal alır dolayısıyla daha mutlu daha dingin bireyler haline geliriz.
Yoga yaparken önceleri kendinizi rahat hissettiğiniz kadarını yapın. Devam ettiğinizde, gücünüz ve yoğunlaşmanız arttıkça süreyi de artırabildiğinizi göreceksiniz. Bu çalışmalar sonucunda dingin, aydınlık, neşeli ve sağlıklı bir ortam oluşur ki bu, bebeğinizin içinde doğup büyüyebileceği en uygun atmosferdir.
Yoga, kişisel gelişim için bir egzersiz programı değildir
Yoga kendini ve içinde bulunduğunuz yeni durumu kabul etmedir. Hayatınızı anne olmaya hazırlamak, hissettiğiniz tüm gerginlikleri gevşetmek ve ruhunuzu güçlendirmek gerekir. Gebelik süresince düzenli yapılan yoga programı ile hamile kadının fiziksel kondisyonu korunur. Duruş bozuklukları en aza indirilir. Solunum ve dolaşım sistemi güçlendirilir. Bulantılara veda edilir. Kolay doğum, karın kaslarının ve omurgadaki değişikliklerin yeniden yapılandırılması sağlanır.
Krampları azaltır
Hamileliğiniz süresince yaptığınız düzenli yoga programı ile vücutta meydana gelen ödem (el ve ayaklardaki şişmeler) ve özellikle son aylarda çok sıkça hissedilen kramplar azaltılır. Karın kaslarını güçlendirir ve masaj etkisi yaparak bağırsak hareketlerini rahatlatır iştahınızı kontrol altında tutmanıza yardımcı olur. Yaşam enerjinizi yükselterek daha sakin ve daha konsantre olmanızı sağlar. Mide bulantısını, sabah bulantılarını ve ruh durumunuzdaki değişimleri özellikle yoga nefesleri ile kontrol altına alır. Doğum kanalındaki gerginliği rahatlatır. Doğumun daha kolay ve hızlı olmasına yardımcı olur.
Hamileliğin 3 trimesterinde ayrı hazırlanmış programlar uygulanır
Hamilelik yogası, bebeğin ruhsal gelişim süreci anne rahmine düştüğü andan başlayıp doğumdan sonraki 3. ayda tamamlanır. Bu nedenle iyi bir hamilelik geçirmek ve bebek dünyaya geldikten sonraki ilk 3 ay önemlidir. Bu dönemde mümkün olduğunca huzurlu olmak ve bu huzuru bebeğe yansıtmak onun bütün hayatını etkileyen önemli bir unsurdur. Sizinle aynı durumda olan kadınlarla zaman geçirmek, hayatınızın bu döneminde duygularınızı paylaşmak yoganın diğer bir faydasıdır. Zaman zaman kollarınızı karnınıza dolayıp bebeğinizle şarkı söylemenin keyfini çıkarmalısınız.
Doğum sonrası da doğuma hazırlık kadar önemli bir süreç
Yeni doğanı dünyaya tanıştırırken aynı zamanda hızla yenilenmeli ve hamilelik döneminde vücudumuzda meydana gelen değişimleri eski haline getirmek için hamilelik sonrası yoga programı uygulamalıyız. Bebeğinizin kırkı çıkıncaya kadar onunla mümkün olduğunca yakın kalıp aranızda bir ömür boyu kalacak olan köprülerin temellerini attıktan sonra programınıza başlayabilirsiniz. Bu programda uygulanan asanalar ile duruş bozukluklarınız düzelir, karın kaslarınız ve rahminiz hızla toparlanır. Pranayama çalışmaları ile daha huzurlu daha dayanıklı ve sabırlı olursunuz. Bebeğinizle ilgili yersiz kaygılardan arınır daha berrak düşünen bir anne olursunuz. Zaman zaman yeni doğan ile birlikte yapacağınız yoga duruşları hem onun size beslediği güven duygusunun gelişmesine hem de hoş vakit geçirmenize neden olur.
Hamilelik yogası duruşları
Duruş 1:
Yastığın üzerine oturup bağdaş kurup, en rahat edeceğimiz pozisyonu alıp, bu arada mutlaka omurgamızı çok dik tutacak şekilde oturup, sol elimiz kalbimizin üzerinde, sağ elimiz bebeğimizin üzerinde olacak şekilde oturmalıyız. Tamamen nefesimize konsantre olup nefes bedene nasıl giriyor ve bedeni nasıl terk ediyor; bütün düşüncemizi burada yoğunlaştırmalıyız. Tabii ki aklınıza sorular gelecek, ama bu soruları geldikleri hızda bırakıp, sadece nefesin ritmini takip etmelisiniz. Bütün düşüncelerinizden arınıp, nefesi takip ederek, aklınızın sakinliğini ve dinginliğini yakalamalısınız. Kendinizi sakinleştirdikten ve düşüncelerden uzaklaştırdıktan sonra kısa bir süre için ujaii solunumuna geçmelisiniz.
Ujaii solunumu; burnunuzdan değil de sanki genzinizden nefes alır gibi yaptığınız bir solunumdur. Bu solunumu çalışılarak elde edebilirsiniz. Burada önemli olan, nefesi sanki genizden alıp genizden veriyor gibi yapmanızdır. Eğer bu nefesi doğru yapıp yapmadığınızı kontrol etmek isterseniz, bunu şu şekilde başarabilirsiniz; kulağınıza bir okyanus kenarındaymışsınız, okyanusun sesini dinliyormuşsunuz gibi bir ses ya da güzel bir rüzgâr sesi geliyorsa, bu doğru ujaii nefesidir.
Duruş 2
a) 7-8 kez ujaii nefesi yaptıktan sonra tekrar normal solunumumuza geçip bacaklarımızı bağdaş yapar pozisyondan açıp ileriye doğru uzatıp ellerimizi arkada yere koyup destek alır pozisyonda, omurgamızı yukarıya doğru açarak, bacaklarımızı sallayalım ve rahatlatalım. Özellikle kasıklarımızı rahatlatmak çok önemlidir, çünkü gebelik sırasında bebeğin yaptığı baskı, kasıkların üzerine bir bası hissi yapar ve bu da bacaklardan geri dönüşü yani dolaşım sisteminde geri dönüşü azaltır. Bu nedenle de ayaklarda ödem olur. İşte bu ödemin rahatlaması için mutlaka hafifçe kendimizi geriye doğru atıp, bacaklarımızı sallayarak kasıklarımızı rahatlatmalıyız.
Duruş 2
b) Ayaklarınızı iki yana uzattıktan sonra her iki ayağınızı, ayak bileklerinizden yavaş yavaş dışa doğru çevirerek ve bir süre sonra içe doğru çevirerek, ayak bileklerinizi rahatlatın.
Duruş 3 ve 4
Daha sonra yavaşça sağ ayağınızı kendinize doğru çekip kıvırarak yere oturun ve taban altınıza her iki elimizin baş parmağı ile masaj yapmaya ve rahatlatmaya çalışın. Bilindiği gibi, Çin tıbbında ayağımızın altı, bütün vücut organlarımızın başlangıç noktası gibi kabul edilir yani oraya yaptığımız masaj, vücudumuzdaki organlarımızı rahatlatıcı, onlara masaj etkisi yaratıcı etkisi vardır. Bu nedenle ayak altınızı rahatlatın ve de unutmayın ki gebelikte ayaklarınız aslında her zamankinden daha çok yoruluyor, çünkü hem sizi hem de bebeğinizi taşıyor. Bu nedenle de onu rahatlatmanın, dinlendirmenin çok büyük faydası olur. Aynı çalışmayı bir de sol ayağınızla, sol taban altınızla tekrarlayarak bitirebilirsiniz.
Duruş 5
Daha sonra yeniden bağdaş kurar pozisyona gelip kollarınızı iki yanda nefes alırken yavaşça başınızın üstünde yukarıya doğru, yavaşça avuç içlerinizi bir araya getirin ve nefes verirken kollarınızı açıp yeniden iki yana düşürün. Bu hareketi üç kez tekrarlayın; nefes alırken kollarınız iki yanda başınızın üzerinde, avuç içlerinizi birleştirin, nefes verirken yavaşça kollarınızı iki yana açın ve bırakın.
Duruş 6
Şimdi, yeniden bağdaş kurar pozisyonda otururken, sol avucunuzun içini yere koyun, nefes alırken sağ kolunuzu kaldırın ve bedeninizi sola doğru eğip nefes verin, nefes alırken sağ elinizi kaldırın, avuç içinizi yere koyun ve nefes alırken sol kolunuzu kaldırıp bedeninizi sağ yana doğru eğin. Tekrar nefes alırken, nefes verirken sol kolunuzu indirin, omurganızı dikleştirin, gözlerinizi kapatın ve güzel nefes alıp vermeye devam edin.
Duruş 7
a) Şimdi, çok ağır hareketlerle masa pozisyonuna geçin. Dizleriniz kırık bir şekilde yerde, avuçlarınız açık, her iki eliniz, kollarınız omuz hizasında açık, yani dört ayak pozisyonu; nefes alırken omurganızı aşağı doğru bırakın, karnınızı yere doğru yaklaştırın. Nefes verirken sırtınızı yukarı doğru çekin, çene kemiğinizi göğüs kemiğinize yaklaştırın. Yeniden nefes alıyorsunuz, omurganızı yukarıya doğru açın, başınızı gökyüzüne doğru kaldırın, nefes verirken yavaşça sırtınızı kambur yapn ve çenenizi göğüs kemiğinize getirin. Bu, gebelik sırasında özellikle sırt ağrıları olan hamileler için çok rahatlatıcı bir pozisyondur.
Duruş 8
Daha sonra dinlenmek için ayaklarınızı, ayak parmaklarınızla birleştirin, dizlerinizi bir miktar daha dışa doğru açın, yavaşça dirsekleriniz üzerinde öne doğru eğilin ve alnınızı yere koyup çocuk pozisyonunda dinlenmeye geçin.
Duruş 9
Şimdi ellerinizden destek alarak yeniden kendinizi dizlerinizin üzerinde oturur pozisyona getirin. Ellerinizi ileriye doğru uzatın ve parmaklarınızı birbirine doğru geçirin. Nefes alırken, avuç içleriniz gökyüzüne dönecek şekilde kollarınızı yukarıya doğru kaldırın, nefes verirken parmaklarınızı açıp kollarınızı iki yandan yere indirin. Dizlerinizin üzerinde, ellerinizi yeniden yere koyarak masa pozisyonuna geçin ve burada çok ağır ağır, yerden destek alarak ayağa kalkın.
Dr. Neslihan İskit’in notu: Özellikle gebelikte ortostatik hipotansiyon dediğimiz bir durum vardır, yani oturur pozisyondan aniden ayağa kalkma ya da yatar pozisyondan aniden ayağa kalkma sırasında küçük bir başdönmesi yaşanır. Bu nedenle hiçbir hareketi hızlı yapmamanız gerekir. Her şeyi çok yavaş ve bedeninize vakit tanıyarak ve yeni aldığınız pozisyona bedeninizin uyum sağlamasını bekleyerek yapmalısınız. Bu nedenle çok ağır hareketlerle ayağa kalkarak ve yogada önemli hareketlerden biri olan dağ duruşu pozisyonuna geçeceksiniz.
Duruş 10
Dağ duruşunda ayaklarınız, araya bir ayak sığacak mesafede açık olmalı. Tabanlarınız tam olarak yere basıyor, kollarınız iki yanda, omuzlarınız çok rahat, gözlerinizi kapatıyorsunuz ve nefes alıp vermeye başlıyorsunuz. Nefes alırken yeniden burnunuzdan, derin güzel bir nefes alıyorsunuz, karnınızı hafifçe dışarıya doğru bırakıyor ve nefes verirken hafifçe göbeğinizi içeriye doğru çekiyorsunuz, yeniden nefes alıyor ve veriyorsunuz.
Duruş 11
Her iki elinizi, kalp hizasında avuçlarınız bir araya gelecek şekilde birleştiriyorsunuz; bu duruşun adı Namaskar Mudra. Yapabildiğiniz kadar, namaskar mudrada nefes alıp vermeye devam edin.
Duruş 12
a, b ve c) Şimdi yogada önemli olan başka bir seri harekete geçiyoruz ki bu seri hareketin adı “güneşi selamlama”. Yalnız hamile olduğunuz için tam bir güneşi selamlama değil, bunu yarım güneşi selamlama şeklinde yapacaksınız. Dağ pozisyonundasınız, yani ayaklarımız araya bir ayak sığacak şekilde açık, tabanlarınız yerde, çok rahat, çok dengedesiniz; kollarınız iki yanda, nefes alırken her iki kolunuzu yukarıya doğru kaldırıyorsunuz, avuç içleriniz tam başınızın üstünde birleşecek şekilde; nefes verirken yavaşça kollarınızı iki yandan aşağı doğru indirirken, bedenimizi de öne doğru eğiyoruz ve bırakıyoruz. Eğer burada bacaklarınızın, dizlerinizin kırık olmaması bir ağrı, bir sıkıntı yaratıyorsa, dizlerinizi hafifçe kırabilirsiniz ve sonra nefes alırken yavaşça ellerinizi dizlerinizin üstüne koyup destek alın, başınızı ileriye doğru uzatıp, nefes verirken tekrar kapanın. Elleriniz, dizlerinizin üzerindeyken, nefes alırken, gene kendinizi gökyüzüne doğru yavaş yavaş kaldırıyor ve ellerinizi iki yandan aşağıya doğru indiriyorsunuz. Güneşi yarım selamlamayı 3 kez tekrar edin. Bitirdikten sonra dağ pozisyonunda birkaç nefes dinlenip gözlerinizi açın ve çok yavaş hareketlerle, yine yerden destek alarak yere oturun.
Duruş 13
a, b ve c) Bağdaş pozisyonuna geçmeden önce ayak tabanlarınızı birleştirin. Ayaklarınız iki yanda açık, ayak tabanlarınız birbirine birleşik vaziyette, ayak parmaklarınızı her iki elinizle yakalayıp derin bir nefes alıp yavaşça bebeğiniz, göbeğiniz elverdiği kadar öne doğru eğilip kendinizi orada bırakın ve birkaç nefes dinlenin. Daha sonra hafif hafif sağa ve sola doğru sallanarak kalça kemiğinizi ve üzerine oturduğunuz kemikleri rahatlatın.
Duruş 14
Kendinizi yere rahat bir pozisyonda oturttuktan sonra eğer destek istiyorsanız, bacaklarınızı alta kıvırıp destek alabilirsiniz ya da ayaklarınızı ileriye doğru uzatabilirsiniz, çünkü bir nefes çalışması yapacağız. Bu nefes çalışmasında, sağ elinizin işaret ve orta parmağını iki kaşınızın arasına yerleştireceğiz. Sağ baş parmağınız, sağ burun deliğinizi; sol yüzük parmağınız, sol burun deliğinizi kapatacak şekilde hazırlanın fakat her iki burun deliğinizi de henüz kapatmayacaksınız; her iki burun deliğinizden nefes almaya devam edin, yavaşça sağ başparmağınızla sağ burun deliğinizi kapatın ve sol burun deliğinizden nefes verin. Sol burun deliğinizden nefes alın, sağ yüzük parmağınızla sol burun deliğinizi kapatıp sağ burun deliğinizden nefes verin.
Sağ burun deliğinizden nefes alırken, sol başparmağınızla kapatıp sol burun deliğinizden nefes vereceğiz. Sol burun deliğinizden nefes alırken, yüzük parmağınızla kapatıp, sağ burun deliğinizle nefes verin. Bu çalışmanın adı anuloma viloma, yani burun delikleri değiştirmeli nefes tekniği. Bu teknik bedenin sağ ve sol yarısındaki farklılaşmayı düzenler, enerji akışının daha iyi, daha sağlıklı olmasını, bizim sakinleşmemizi ve içe dönmemizi sağlar. Bu nefes çalışmasını istediğiniz süreyle sürdürebilirsiniz. Daha sonra birkaç nefes, burnunuzdan nefes alıp vererek kendinizi rahatlatın. Bundan sonra doğum sırasında bize çok yardımcı olacak üç değişik nefes tekniğine geçiyoruz.
Duruş 15
Nefes çalışmalarımıza doğum sırasında size yardımcı olacak şekilde devam edelim. İlk çalışmada nefes alış ve veriş sürenizi mümkün olduğu kadar uzatın ve derinleştirin. Yeniden hatırlatalım; bu sırada aklınıza gelen herhangi bir düşünce, bir fikir varsa, derhal bunları bırakın ve yerine nefesinizi koyun. Nefesinizi mümkün olduğu kadar derin ve uzun alın, mümkün olduğu kadar derin ve uzun verin.
Duruş 16
İkinci nefese geçiyoruz ki bu nefesin adı “tüy nefesi”. Sağ avucunuzu gökyüzüne doğru kaldırın, burnunuzdan derin bir nefes alın ve sanki avucunuzun içinde bir kuş tüyü var ve onu üflüyormuşsunuz gibi avucunuzdan uzun, derin bir nefes verin. Bunu en az 10 kez tekrarlayın; burnunuzdan nefes alın ve sanki avucunuzun içinde bir kuş tüyü varmış gibi, ağzınızla bu tüye üflüyormuşuz gibi derin, güzel bir nefes verin.
Duruş 17
Şimdi üçüncü nefesimize geçiyoruz. Bu da mum nefesi. Burada yine sağ elinizin işaret parmağını yukarıda tutacak şekilde hazırlanın. Burnunuzdan derin bir nefes alın ve sönmek bilmeyen bir mumu üflüyormuşsunuz gibi ağzınızdan kısa, kesik ama kuvvetli nefesler verin. Bunu da en az 10 kere tekrarlayın. Mum ve tüy nefesleri, nefes vermenizin uzamasını sağlar. Sakin kalmanızı ve kontrolü hiçbir zaman elinizden bırakmamanızı sağlar.
Duruş 18
a ve b) Nefes çalışmalarını tamamladıktan sonra sıra derin gevşemeye geldi. Derin gevşeme için her üç trimester’deki gebe, kendi vücudunu çok iyi dinleyerek ister sırt üstü ister yan yatabilir, bacaklarının arasına bir yastık alabilir ya da sırtını ve başını yastıkla destekleyebilir. En rahat edeceğiniz pozisyonu alıp, gözlerinizi kapatıp üzerinize minicik bir battaniye ya da pikeyle örterek 5 dakika düşünerek, ayak parmağınızdan başlayıp ayak parmağınızı, tabanlarınızı, ayak bileklerinizi gevşetin. Yavaşça yukarıya doğru çıkıp baldır kaslarını, diz kapaklarını ve diz eklemlerini gevşetin. Yine yavaş yavaş yukarıya doğru çıkıp uylukları ve kalça eklemini gevşetin. Orada bulunan her türlü gerginliği ve stresi nefesle bırakacak ve kendinizi rahatlatacaksınız.
Daha sonra yavaşça dikkatini el parmaklarınıza yönlendirin, el parmaklarını, ön kolları ve kolları rahatlatın. Omuz eklemlerini hissedin ve orayı rahatlatın. Sıra iç organlarını rahatlatmaya gelecek. Tek tek istediğiniz organı düşünüp onu rahatlatın. Sonra sıra, kalbinizi ve akciğerinizi rahatlatmaya gelecek. Onları da düşüncenizde rahatlatacaksınız, gevşeteceksiniz ve daha sonra dikkatinizi biraz daha üst noktaya çekip yüz, mimik kaslar, dudak etrafındaki kaslar, göz çevresindeki kaslar, yanaklarınız, alnınız ve saçlı derinizi rahatlatıp gevşeteceksiniz. Bütün bedeninizi rahatlattıktan sonra sıra bebeğinizi rahatlatmaya geliyor. Her nefesi alıp direkt bebeğinize gönderiyorsunuz ve ona bilmeden, onun üzerinde yarattığınız stresi nefesinizle yıkıyor, süpürüyor ve onu son derece rahatlatıyorsunuz.
Bütün bedeninizi ve bebeğinizi nefesinizle rahatlattıktan sonra düşüncelerinizden tamamen uzaklaşmış bir vaziyette, kalabildiğiniz kadar pozisyonu koruyorsunuz ve hazır olduğunuzu hissettiğinizde yine çok yavaş yavaş bedeninizin her aldığı şekle uyum sağlamasını bekleyerek ayağa kalkın ve rahatlamış olarak günlük yaşama devam edin.
Cilt Bakımı
İsrailli bir firma, cilt kanserinde erken tanı sağlayacak bir cihaz geliştirdi. “Skin Cancer Scannning” adlı firma tarafından geliştirilen cihazın, halen Petah Tikva’daki Beilinsion hastanesinde klinik testlerden geçirildiği belirtiliyor.
Cihaz, fiber-optik kablolar kullanılarak, muhtemel kanserli hücrelerin taranmasında çok daha kesin veriler sağlıyor. Cihazın, cilt kanserinin belirli tiplerinin saptanmasında, halihazırda kullanımda bulunan cihazlardan yüzde 92 oranında daha etkili sonuç verdiği ifade edildi.
Kanserin en yaygın biçimlerinden biri olan cilt kanserinde, hastalığın belirlenmesinde genellikle iki aşamalı yöntem kullanılıyor. İlk aşamada, doktorca yapılan muayeneden sonra, doktor hastanın risk altında olduğuna inanırsa, ikinci aşamada hastaya biyopsi uygulanıyor. Ancak doktorların muayenesinin kesin olmadığı ve birçok hastaya gereksiz biyopsi uygulandığı da vurgulanıyor.
Skin Cancer Scanning firmasının yöneticisi Yossi Biderman, Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada, kesin tanı yöntemlerinin bulunması için milyonlarca dolarlık yatırım yapıldığını, ancak şimdiye kadar güvenilir olan tek aracın bile geliştirilemediğini söyledi.
Yeni teknoloji, kanserli hücrelerin sağlıklı hücrelerden daha hızlı çoğalması ve bu sırada hızlanan metabolik eylemlerin daha yüksek frekansta enerji yayması esasına dayanıyor. Cihaz da hızlanan bu enerjiyi algılıyor. Biderman, tanıda yüzde 95 düzeylerine erişecekleri beklentisinde olduğunu da belirtti.
Güzellik
Dermatologlara göre, ‘Nerede o eski güzel saçlarım’ demek istemiyorsanız, şimdiden önlem alın. İşe saçlarınızı sık yıkamamak ve doğru bakım ürünleri kullanarak başlayabilirsiniz.
Güzelliğin tamamlayıcısı saçlar, yanlış bakım uygulamaları ve doğru seçilmeyen kozmetik ürünler nedeniyle çoğu zaman canlılığını ve parlaklığını kaybedebiliyor.
Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan; sağlıklı saçlar için alınması gereken önlemlerle ve saç dökülmesinin çözüm yollarıyla ilgili şu bilgileri veriyor:
- Saçın yapısını oluşturan ana elementler keratin, su, pigment, yağlar ve eser elementlerdir. Sağlıklı saçlar; parlak, görünümü düzgün ve kolay taranabilir özellikleri taşır. Saçın bu özellikleri, sistemik hastalıklar ve çevresel etmenlerin etkisiyle bozularak; saçlarda kırılma, mat, sağlıksız görüntü ve dökülme şikâyetleri ortaya çıkmaktadır. Dermatoloji hekimlerine bu sebeple çok sayıda hasta başvurmaktadır.
- Saçlı deride ortalama 100 bin saç folikülü bulunur. Bu sayı bazı kişilerde 150 bini bulabilir. Yağ bezlerinde üretilen yağ salgısı, derimizden kıl köklerine ulaşmaktadır. Saç derimizde bulunan yağ hücreleri saçımızın yağından sorumludur. Yağ salgısı ergenlik döneminde artış gösterir. Saçlar yağ salgısına göre yağlı ya da kuru olabilir. Saçın yağlanması çoğu kişi için bir sorun oluşturur. Saçlı deride salgılanan yağlar fırçalama ve tarama gibi işlemlerle kolayca saçlara yayılır.
Aşırı yıkamak kurutur
- Saçları aşırı yıkamak kurumasına, elektriklenmesine ve parlaklığını kaybetmesine neden olur. Kuru saç; yapısal olabileceği gibi, saçların gereğinden fazla yıkanması, kuru çevrede bulunulması, saçların sık kurutulması ve bazı sistemik hastalıkların sonucunda da gelişir.
- Saç yıkama sıklığı kişiye göre değişkenlik gösterir. Saç günde en fazla bir, en az haftada bir defa yıkanmalıdır. Saçlar yıkanırken kişinin saç tipine uygun şampuanı tercih etmesi önemlidir.
Düzleştirme saçı zayıflatır
- Saçları güzelleştirmek amacıyla uygulanan kozmetik ürünler; saçların görünümünü değiştirmenin yanında saçlara zarar verebilmekte, saçlarda kırılma ve dökülmelere neden olabilmektedir. Saça uygulanan ürünler; sabitleştirici, renklendirici, renk açıcı ve düzleştirici olarak sınıflandırılabilir. Saç şekillendiriciler, saç temizliğinin ardından saça son şeklini vermek için kullanılırlar. Amaçları kuruma esnasında saçın herhangi bir kısmını belli bir yerde tutmak ve saça hacim kazandırmaktır. Saç jöleleri, saç spreyleri ve saç köpükleri bu işlevi görmektedir.
- Saç düzleştirme daha çok kıvırcık saçlarda başvurulan bir yöntemdir. Saçta bulunan disülfit bağlarının kırılıp saçın denatüre olmasına neden olur. Bu şekilde saçlar düz bir görünüm kazanıp yeni bağlar oluşur. İnce ve hasarlı saçlarda bu uygulamada dikkatli olunmazsa saçlar çabuk kırılgan olur, saçı zayıflatır. Bu saç yapısına sahip kişiler saç düzleştirme işlemine mümkün olduğu kadar az başvurmalıdırlar.
Kaşıntı varsa egzama olabilir
- Saçta sık görülen hastalıklar kepeklenme, egzama ve saç dökülmesidir. Kepeklenme en sık görülen saç sorunudur. Saçta küçük beyaz renkli döküntülerle kendini belli ederler. En sık ve şiddetlisi 20 yaş civarında görülür. Derinin çeşitli uyarılara karşı verdiği bir cevaptır. Medikal şampuanlarla kontrol altına alınır. Başlangıçta sadece medikal şampuanlarla yıkanılmalı, sonrası medikal şampuan sıklığı azaltılmalıdır. Saç spreylerinin aşırı kullanılması, saç boyalarının uygunsuz kullanımı, soğuk hava, kuru ısıtıcılar, stres ve gerginlik kepeklenmenin artmasına neden olur.
- Sinirsel egzama ya da bilimsel adıyla nörodermit, sık görülen bir cilt sorunudur. Boyun, ense, saçlı deri, omuzlar ve topuk bölgelerinde sürekli kaşıntı ve bunun sonucunda deride kızarıklık görünür. Hastalığın oluşmasında stres en önemli etmendir. Tedavisinde steroidli kremler, antihistaminik ilaçlar ve nemlendiriciler kullanılır. Ciddi vakalarda hastalar psikiyatri uzmanları ile birlikte takip edilir.
Dökülen saçlara mezoterapi
- Saç dökülmesi sık karşılaşılan bir diğer saç hastalığıdır. Tedavide amaç dökülmeyi durdurmaktır, öncelikle saç dökülmesi durumunun nedeni araştırılır. Gerekli laboratuar testleri yapılır ve hastanın tedavisi düzenlenir. Tedavinin uzun süreli olacağı konusunda hastalar bilgilendirilmelidir. Neden bulunamadığı zaman saçı güçlendirici ürünlere ve tedavilere başvurulur.
- Dökülmeyi iyileştirmek ve kontrol altına almak için uygulanan en etkili yöntem olan saç mezoterapisi; saçın ihtiyacı olan vitamin, mineral ve kan dolaşımını arttırıcı ilaçların direkt saç diplerine enjekte edilmesi prensibine dayanır. Kullanılan ilaçlar güvenilirdir. Anestezi gerektirmeden uygulama yapılır. Belirli aralıklarla yapılan bir uygulamadır. Emin ellerde yapılması gerekir. Tedavi tamamlandığında dökülmede azalma, saçlarda dolgunluk elde edilmiş olur.
İyi şampuanın özellikleri
- Bir şampuanda aranılan özellik, saçtaki yağı dengeye sokmak, saçın parlak ve hacimli görünmesini sağlamaktır.
- Şampuan seçimi, kişinin saç yapısına göre yapılmalıdır.
- Saça ve göze zarar vermemelidir.
- Yağlı, kuru, normal ve hasarlı saçlara özel şampuanların yanı sıra, bebekler için ve medikal özellik taşıyan şampuan çeşitleri de bulunmaktadır.
Saçınızın yağlanmaması için bu önlemleri alın
- Saçların çok sık taranmamasına ve fırçalanmamasına dikkat edin. Bu şekilde deride bulunan yağlar saça ulaşamaz.
- Aşırı sıcak ve nem, yağ salgısını arttırdığından bu ortamlardan kaçının.
- Saç kurutmayı sıcak havayla yapmayın.
- Yağlı saçlar için olan şampuanlar tercih edin.
- Yağlanmayı azaltmak için şampuanla yıkama sıklığını abartmayın.
Kuru saçlar için bakım önerileri
- Saçlarınızı az şampuanla yıkayın
- Saç kremi kullanın
- Kurutma makinesini mümkün olduğunca az kullanın
- Nemlendirme özelliği fazla olduğundan kuru saç şampuanlarını tercih edin.
- Saç kremini şampuandan sonra kullanın. Kremler saçların parlak hale gelmesini ve yumuşak olmasını sağlar.
Genel Sağlık
Sağlık Bakanlığı’nca, pioglitazon adlı etkin maddeye ait çalışmaların değerlendirilmekte olduğu belirtilerek, bugüne kadar olduğu gibi halkın sağlığını ilgilendiren bilimsel gelişmelerin mevzuata uygun şekilde ve en kısa zamanda sonuçlandırılacağı bildirildi.
Kansere neden olduğu için Fransa’da yasaklanan ‘Pioglitazon’ maddesi içeren ilaçlarla ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan açıklama geldi.
Sağlık Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden yapılan yazılı açıklamada, son günlerde basında “pioglitazon” adlı etkin madde ile ilgili haberlerin yer aldığı anımsatıldı.
Pioglitazonun diyabet hastalığında yüksek kan şekerinin düşürülmesinde kullanıldığı belirtilen açıklamada, bu etkin maddenin dünyada ruhsatlandığı ilk tarihin 15 Temmuz 1999, Türkiye’de ise 31 Aralık 2009 olduğu bilgisine yer verildi.
Sağlık Bakanlığı’nca 24 Eylül 2010 tarihinde pioglitazon ile kimyasal benzerliği olan rosiglitazon etkin maddesinin gerekli incelemeler yapılarak yasaklandığı hatırlatılan açıklamada, “O tarihten itibaren şu anda habere konu olan pioglitazon adlı molekül incelemeye alınmıştır. Benzer şekilde bu etkin madde güvenlilik değerlendirmesi yapılmak üzere Mart 2011 itibariyle Avrupa İlaç Ajansı’nın da (EMA) gündemindedir” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“9 Haziran 2011 tarihi itibariyle Fransa, kesinleşmeyen bir çalışmanın sonuçlarına istinaden pioglitazon içeren ürünleri yasaklamıştır. EMA tarafında yapılan 9 Haziran 2011 tarihli duyuru ile bu konunun 20-23 Haziran 2011 tarihinde görüşülerek bir karara bağlanacağı ifade edilmiştir. Tarafımızca bu konu bilinmekte olup pioglitazon adlı etkin maddeye ait çalışmalar değerlendirilmektedir. Üyesi olduğumuz İsveç Upsala Monitoring Center başta olmak üzere dünyanın saygın kuruluşlarının ilaç güvenliliğine ilişkin duyuruları Bakanlığımızca titizlikle takip edilmektedir. Upsala Monitoring Center ilaçların beklenmeyen aksi etkilerinin derhal bildirildiği uluslararası bir merkezdir.
Bugüne kadar olduğu gibi halkımızın sağlığını ilgilendiren bilimsel gelişmeler mevzuatımıza uygun şekilde ve en kısa zamanda sonuçlandırılacaktır. Halkımızın Bakanlığımıza güvenmeye devam etmesini ve yapacağımız açıklamalara göre tedavisini sürdürmesini arzu ediyoruz.”
Göz Sağlığı
Bilgisayar kullanıcılarına daha güvenli, daha rahat ve daha sağlıklı bir çalışma ortamının oluşturulabilmesi için monitörlerin kullanıcının tam önüne yerleştirilmesi gerekiyor.
Milli Prodüktivite Merkezi (MPM), bilgisayar kullanıcıları için, ”Bilgisayarlarda çalışmanın verimliliği için ergonomik tasarım” başlıklı broşür hazırladı.
Broşürde, bilgisayarların yaygın olarak kullanımının, bir yandan insanların yaşantısını kolaylaştırırken, öte yandan da ortam koşullarının ergonomik olmaması durumunda kullanıcıların sağlıkları üzerinde olumsuz etkilere yol açabildiği belirtildi.
Yanlış seçim ve yanlış kullanım sonucunda baş ve sırt ağrıları, göz, boyun, sırt, bilek ve eklem rahatsızlıklarının sıklıkla görüldüğü ifade edilen broşürde, ortaya çıkan tüm bu rahatsızlıkların, çalışılan ortamın ve donanımın ergonomik tasarlanmamış ve ergonomik yerleştirilmemiş olmasından kaynaklandığı bildirildi.
Broşürde, bilgisayar kullanıcılarına daha güvenli, daha rahat ve daha sağlıklı bir çalışma ortamının oluşturulabilmesi için monitörlerin kullanıcının tam önüne yerleştirilmesi gerektiği vurgulanarak, şunlar kaydedildi:
”Ekranın üst kenarı, göz hizasında ya da biraz altında olmalıdır. Bilgisayar başında verimli bir çalışmanın sağlanabilmesi için, ekran-göz uzaklığı 45-60 santim olmalıdır. Oturulan sandalyenin boyutları ve özellikleri, çalışanın anatomik, fizyolojik özelliklerine uygun olmalıdır. Bunun için de sandalyenin yüksekliği alt bacak yüksekliğinde olmalı ve ayakların zemine sağlam bir şekilde basmasına olanak tanımalıdır.
Eğer tekerlekli sandalye kullanılacaksa kolay hareketin sağlanması için 5 tekerlekli sandalyeler tercih edilmeli. Sandalye arkalığı, bel çukurunu desteklemeli. Sandalyenin kollukları sabit olmalı ve ön kolun (kolun dirsek altı bölümü) yere paralel olmasını sağlayacak yükseklikte olmalıdır. Sandalyenin oturma yerinin genişliği kalça genişliğinde olmalı. Oturma yerinde kullanılan dolgu maddesi de çok sert veya çok yumuşak olmamalıdır.”
Yine bilgisayarda verimli şekilde çalışmanın sağlanabilmesi için klavyenin yerleşim yüksekliğinin de dirsek yüksekliğinde olması gerektiği belirtilen broşürde, farenin boyutları ve şeklinin de elin ölçülerine uygun olması, büyük veya küçük olmaması gerektiği yer alıyor.
Broşürde, bilgisayarlı çalışma yerlerinde aydınlatmaya gereken önemin verilmesi, ekran yüzeyinde parazit yansımaların oluşmaması için pencerelerin ve yapay ışık kaynaklarının kullanıcının yan tarafında kalacak şekilde yerleştirilmesi önerildi.
Ekran başında uzun süreli olarak çalışmanın kas-iskelet sistemine çeşitli rahatsızlıklara yol açtığı yönünde iddialar olduğuna dikkat çekilen broşürde, şu ifadelere yer verildi:
”Öte yandan, sürekli hareketsizliğe kötü postürle (oturma sırasında beden duruşu) çalışma eşlik ettiğinde, söz konusu rahatsızlıklar önemli boyutlara ulaşabilmektedir. Bu nedenle sürekli ekran başında çalışanların günlük iş aktiviteleri programına bir miktar ekran dışı aktiviteler eklenmeli. Ayrıca bu kişilere vücut mekaniği konusunda eğitim verilmesi ve bu kişilerin görsel ya da kassal yorgunluk hissettikleri anda çalışmalarına ara vermeleri yararlı olur.”
Broşürün, MPM’nin çeşitli illerde gerçekleştirdiği proje toplantılarında resmi kurum ve kuruluşlar ile özel sektörde faaliyet gösteren işletmelere dağıtıldığı belirtildi.
Moda
Yüksek topuklu ayakkabılar çoğu kadının tutkusudur. Vitrinde oldukça güzel duran ve beğenerek aldığınız yüksek topuklu ayakkabınızı giydinizde ayaklarınız ağrıyor ve yorgun mu hissediyorsunuz? İşte ağrısız ve yorgun hissetmeden yüksek topuklu ayakkabı giymenin püf noktaları!
Yaşam
Ramazan ayının yaz aylarında olması nedeniyle en çok “Denize girmek orucu bozar mı?” sorusu soruluyor. İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, denize girmenin orucu bozmayacağını ama başın suya sokulmaması ve orucun riske atılmaması gerektiğini söyledi.
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, özellikle Ramazan’a sayfiye bölgelerinde girmeye hazırlanan vatandaşların kafasındaki “Denize girmek orucu bozar mı?” sorusunu cevaplandırdı.
Vücuda su girmediği takdirde denize girmenin orucu bozmayacağını aktaran Çağrıcı, iradi olmadan su yutma tehlikesine karşı oruçluyken denize girenlerin başlarını suya sokmamaları uyarısında bulundu. Her şeye rağmen Müslümanlara orucu riske sokmama çağrısı yapan Çağrıcı, “Ezan okunduktan sonra da zaman var, o zaman da denize girilebilir.” dedi.
Oruç ibadetinin Müslümanlarda hoşgörüyü ve sabrı artırdığını belirten Çağrıcı, “Daha tahammüllü, sabırlı, hoşgörülü olmayı başaranlar aslında aklı, iradesi güçlü olan. İradesini, yüce dinimizin buyruklarına göre kullanmayı başaran insanlardır. Yoksa sabırsız, tahammülsüz insanlar da biliyorlar bu yaptıklarının yanlış olduğunu. Onların sorunu aklına, irfanına bilgisine göre yaşamakta kusurlu olmalarıdır.” diye konuştu.
Oruç tutmanın tüm Müslümanların görevi olduğunu ancak, bazı hal ve şartlarda oruç tutulmamasına izin verildiğini aktaran Çağrıcı, seferi olanların, hastalık gibi zaruri sebeplerle oruç tutamayanların tutamadıkları günleri daha sonra kaza etmesi gerektiğini söyledi. Oruç tutması halinde sağlığı etkilenecek kronik hastaların ya da yaşlılıktan dolayı oruç tutamayacak durumda olanların ise oruç tutmadıkları her gün için bir fitre miktarı kefaret vermesi gerektiğinin altını çizdi.
Astım spreyi, diş operasyonu
Çağrıcı, diş çekme, kanal tedavisi ağza verilen ilaç veya sıvının kesinlikle yutulmaması halinde orucu bozmayacağını dile getirdi. Astım hastası olan vatandaşların belli aralıklarla sprey kullanmak zorunda olduğunu söyleyen Çağrıcı, İslam’da yer alan ‘vücuda giren şeyin nohut tanesi kadar büyük olması gerektiği’ kuralı dikkate alındığında orucu bozmayacağını aktardı.
Çağrıcı göz damlası, dil altı hapı gibi ilaçların da oruca mani olmadığını açıkladı. Zorunlu hallerde doktorlar tarafından başvurulacak endoskopi ve kolonoskopi gibi operasyonların eğer vücuda bir sıvı aktarımı yoksa orucu bozmayacağını vurgulayan Çağrıcı, “Endoskopi, kolonoskopi operasyonlarının Ramazan’da yapılması gerekebilir. Mümkünse bunları Ramazan sonrasına bırakmak iyi olur. Ama doktor ‘yapmamız gerekiyor’ diyorsa yapacağız. Bunlardan mideye su ve herhangi bir madde kaçmazsa orucu bozmuyor. Ama endoskopi yaparken, kolonoskopi yaparken herhangi bir sıvı veriliyorsa o sıvı mideye gidiyorsa o takdirde oruç bozulur. Böyle durumlarda oruç bozuluyorsa sadece kazası gerekir.” şeklinde açıklamada bulundu.
Diyet
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akman, diyetin obezite başta olmak üzere çeşitli hastalıkların tedavisinde 20′nci yüzyılın başından itibaren kullanılmaya başlandığını belirtti. Uzmanlara göre kitaplardan veya dergilerden okunarak uygulanmaya çalışılan diyetlerin başarı şansı zayıf…
Diyetin kişinin beslenme şeklinin düzenlenmesi ve sağlıklı beslenmesi anlamına geldiğini kaydeden Akman, halen Türkiye’deki tıp fakültelerinde açılan beslenme ve diyetetik bölümlerinden mezun uzmanların hastanelerde ve sağlık kurumlarında görev yaptığını söyledi.
Son yıllarda yapılan araştırmalarda cşeklinin sağlığı tehdit ettiğinin daha net ortaya çıkmasının ardından diyete ilginin arttığını bildiren Akman, ”Ülkemizde özellikle son 5 yılda diyet yapma popülerlik kazandı. Artık diyetin nasıl yapılacağı konusu bir sektör haline geldi” dedi.Ülkede diyete ilginin arttığını ancak diyetin sağlıklı şekilde ve kurallara uygun olarak yapılmasına yardımcı olan diyetisyenlere talebin aynı oranda artmadığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Akman, şunları kaydetti:
”Pek çok kişi sağlık kuruluşuna giderek uzman diyetisyenden yardım almak yerine kulaktan dolma bilgilerle veya televizyon programlarından öğrendikleriyle diyet uygulama yolunu seçiyor. Bırakın televizyon programlarını, kitaplardan veya dergilerden görülerek uygulanmaya çalışılan diyetlerin bile başarı şansı zayıftır.
Ancak kişinin sağlık durumu incelenip sosyo-kültürel ve ekonomik durumuna göre belirlenerek uygulanan kişiye özgü diyetten yarar görülebilir. Çünkü diyet, kişiye özgü verilmeli ve uygulanmalıdır. Herkesin kilosu, geçirdiği hastalıklar, vücut yapısı, kan değerleri, tansiyonu farklıdır.”
Akman, bu nedenle kendilerine diyet için doğrudan başvuran kişileri önce iç hastalıkları veya endokrinoloji bölümüne sevk edip sağlık durumlarıyla ilgili tetkikler yaptırdıklarını, diyet programını bu tetkiklerin ardından uygulamaya başladıklarını belirtti.
Yavaş yavaş zayıflamak en iyisi
Bilinçsiz yapılan diyetlerin kişileri aç bırakmaktan öteye gidemediğini, oysa uzman diyetisyenlerin önerdiği kişiye özgü beslenme programlarının diyet yapan kişiyi hiçbir şekilde zorlamadığını kaydeden Akman, şunları söyledi:
”Bize başvuranlara verdiğimiz diyet programları pek çok kişiyi şaşırtıyor. Çoğu ‘Normalde verdiğiniz diyetten daha az yiyordum’ diyor. Ancak diyetin püf noktası, tüketilen besinlerden çok yeme ve içme düzeniyle ilgili yanlış alışkanlıkları değiştirmek. Örneğin, öğün saatleri düzensiz olan ve günde bir ya da 2 kez yemek yiyen kişiler şişmanlıyor. Oysa biz 6 öğün yemek yemeği öneriyoruz. Temel olarak önerdiğimiz bir başka husus da aşırı yağlı ve şekerli yiyeceklerden kaçınılması.”
Diyette, haftada 1, ayda 4 kilo verilmesinin en sağlıklı zayıflama düzeni olduğunu belirten Akman, ”Yavaş yavaş zayıflamak en iyisidir. Çünkü kişinin beslenme alışkanlıkları diyet süresi boyunca değişecek, düzene oturacaktır. Aynı zamanda vücuttaki fazla kilolar ne kadar hızlı verilirse aynı kiloları daha sonra tekrar almak da o kadar hızlı olmaktadır” diye konuştu.
Yrd. Doç. Dr. Akman, beslenme şeklini değiştirmenin sağlıklı kilo verme ve diyette başarı için tek başına yeterli olmadığını, diyet uyguladıkları kişilere günde mutlaka 20 dakika veya yarım saat yürüyüş önerdiklerini sözlerine ekledi.
Kadın Sağlığı
Düzenli makyaj kadınlarda denge ve koordinasyonu geliştiriyor. Daily Mail’in haberine göre, Fransa’daki St. Etienne Üniversitesinin araştırmasında, makyajın özellikle yaşlı kadınlarda dengeyi sağlamaya yardımcı olarak, ciddi kırık ve yaralanmalara yol açan düşmeleri engellemede rol oynayabildiği belirtildi.
Araştırmaya göre, ruj, rimel, allık sürerken yapılan hareketler, bir nevi esneme ve uzatma egzersizleri yerine geçiyor ve bu da dengeyle koordinasyonu geliştiriyor.
65-85 yaş arası kadınlar arasında yapılan araştırmada, kadınların yerçekim merkezini ölçmek için özel bir ayakkabı tabanı ile duruşlarını izlemek için özel bir kemer kullanıldı.
Araştırma sonucunda, her gün makyaj yapan kadınların denge ve duruşlarının daha iyi olduğu, daha az düşme tehlikesi geçirdikleri görüldü. Araştırma başkanı Dr. Patricia Pineau, “Bu kadınlar dik duruyorlar ve daha az düşüyorlar” dedi.
Daha önce yapılan bir araştırma da küçük yoga hareketlerinin yaşlılarda düşme riskini azalttığı saptanmıştı.
Kalça kemiklerini kıran yaşlıların bir yıl içinde ölme olasılıklarının yüzde 20 ve 75 yaş üzerindekilerin önde gelen ölüm nedenlerinden birinin düşme olduğu belirtiliyor.








